Acı meksika biberi kilo vermenize ve forma girmeniz için size yardımcı olmaktadır. Biber kapsülü Amerika’da ithal edilmektedir. Biber hapı zayıflamanıza %100 yardımcı olmaktadır. Bu ürün tarafımızdan kargo ile evinize tahsis edilir, ürün siparişi vermek için ilgili sipariş formumuzu doldurup bize gönderebilirsiniz. Ürün hakkında aklınıza takılan sorular için sitemizin üst kısmında bulunan online telefon numaralarımızdan bizi arayıp aklınıza takılan bütün soruları satış departmanımıza iletebilirsiniz. Ürünün orjinalliğine istinaden ücret iade garantisi yapılmaktadır.
11 Haziran 2012 Pazartesi
Acı biber hapı
Biber Hapı Zayıflama Kapsülü
Biber Hapı’ nın bir zayıflama takviyesi olduğunu herhalde şu an bilmeyen yoktur. Bu hapın etkinliğinin kanıtlanmış olduğunu ve milyonlarca bayan tarafından kilo vermek için kullanıldığını bilmenizi isteriz.
Meksika biberi C vitamini
Biber Hapı Hücrelerin ve dokuların hatta organların aralarını ve üzerlerini çevreleyerek tüm bu kısımları da dış ve iç darbelere karşı koruyucu rolleri bulunmaktadır. İşte hem yapı maddesi ve hem de koruyucu olarak çok önemli fonksiyonları olan bu vücudun en önemli bağ dokusunun yapısında C vitaminibulunur. Kısaca C vitamininin en önemli fonksiyonlarının başında kollogen’in yapısal maddesi olması gelmektedir. C vitamininin diğer önemli hayati fonksiyonları hormonların yapımında rol oynaması ve kasla sinir hücreleri boyunca elektrik akımının iletimini sağlayan özel iletken maddelerin yapısına katılmasıdır. Dolayısı ile hormonal metabolizma ve beynin uyarılması ile sinir sisteminin sağlıklı çalışması bu vitaminin katkısı ile mümkün olmaktadır (elektrik akımının iletilmesine pek çok ilgili kısımda detaylı olarak değinilmiş bunun stres, depresyon, hormonal ve metabolik faaliyetlerle olan bağlantısı belirtilmişti). C vitamini demir’in beslenmeyi takiben bağırsaklardan emilmesini sağlaması bu vitaminin kansızlık yani anemi tehlikesini önlemesi açısından da önemli kılmaktadır.
Biber hapı lipit etkisi
Biber hapı için hazırlanmış özel bir makale: Hayvansal bir gıda olmasına rağmen yumurtanın yağ içeriği düşüktür. Büyük bir yumurtada 4,5 g civarında yağ bulunur. Bunun 1,5 gramı doymuş yağ asitleri, diğer kısmı ise, doymamış yağ asitleri şeklindedir. Görüldüğü üzere yumurta, kalp-damar hastalıkları için risk faktörü olan doymuş yağ asitlerini düşük oranda içerir ve toplam yağ miktarı düşüktür. Yeterli ve dengeli beslenmede diyetin yağdan gelen enerjisi % 30′un üzerinde olmamalıdır. Toplam yağ miktarı kadar, yağ asitlerini doymuş ve doymamış olma özelliği de önem taşımaktadır. Doymuş yağların enerjiye katkısı % 10′un üzerine çıkmamalıdır.biber hapı zayıflama
Yumurtada bulunan lipitlerin tamamı yumurta sarısında olup, yumurta sarısının lipit içeriği % 32-36 arasında değişir. Yumurta sarışındaki yağlı maddenin ortalama % 62,2′si olein ve palmitin, % 25,22si lesitin, % 5,3′ü kolesterolden ibarettir. Çoğu hayvansal yağlara göre daha fazla doymamış yağ asidi içeren yumurta linoleik asit ve esansiyel yağ asitlerinin önemli bir kaynağıdır.
Bir yumurta sarısında 213 mg kolesterol bulunur. Yumurta beyazında, kolesterol ve yağ yoktur. Yumurta yüksek kolesterol içeriğine sahip bir besin olması nedeniyle yıllarca kötü bir ün kazanmıştır. Besinlerdeki yüksek kolesterolün, kan kolesterolünde direkt artışa neden olduğu düşünülmüş ve bu nedenle yumurta tüm diyetlerden uzak tutulmuş ve korkak tüketilmiştir. Gerçekte kan kolesterolünün büyük bir kısmı vücut tarafından yapılır. Kolesterol; insanlar ve tüm hayvanlarda vücutta sentezlenen yağ benzeri bir maddedir. Sinir liflerinin yalıtımı, hücre duvarının bütünlüğünün sağlanması, D vitamini sentezi, çeşitli hormonların ve sindirim salgılarının oluşumu için gereklidir. Kan kolesterol seviyesinin düzenlenmesinde; genetik, yaşam biçimi ve beslenme şeklinin önemli kriterler olduğu yapılan bilimsel çalışma sonuçları ile ortaya konulmuştur. Doymuş yağların, kan kolesterol düzeyine etkisi yüksek kolesterollü diyetten daha fazladır. Beslenmemizde kolesterolden çok, toplam yağ miktarı ve doymuş yağ asitleri oranına dikkat etmemiz gereklidir. Düşük yağlı diyet tüketen sağlıklı bireylerde her gün bir yumurta tüketiminin sakıncası yoktur. Eğer kişide kolesterol metabolizması bozukluğu yoksa, yeterli ve dengeli olarak tüm besin gruplarını tüketiyorsa, ideal vücut ağırlığı koruyorsa, fiziksel olarak aktif ise ve sigara kullanmıyorsa, yumurtanın yüksek kolesterol içeriğinden dolayı endişe duyulmasına gerek yoktur.
Akne (Ergenlik sivilceleri)
Cildi yağlı olan ve bazı hormonal dengesizliği olan kişilerin yüzünde oluşur. Ergenlik çağında hormon dengesinin bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkar. Bağırsak bozukluklarına ve karaciğer sorunlarına bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Beslenme alışkanlıkları da etkilidir. Kabızlık sivilceye neden olabilir. Genellikle ileri yaşlarda kendiliğinden kaybolur. Gençlerde yağ bezi kanallarının tıkanması sebebiyle oluşur. 40 yaş üzeri kadınlarda beslenme yetersizliği ve sindirim bozuklukları sonucu akne oluşabilir. Sivilceler sıkılmamak vekoparılmamalı yoksa iltihap kapabilir. Yüz sürekli ellenmemeli, yağlı makyaj yapılmamalı, güneşi kalmamalı ve güneş yağı kullanmamalı, spordan sonra ve terledikten sonra banyo yapmalıdır. Aknede ruhsal sorun genellikle vardır.
Doktor tedavisi gereklidir. Karaciğer rahatsızlığı varsa tedavi olunmalı. Diyet olarak kişi kendi şüphelendiği gıdaları tüketmemelidir. Kuru yemişlerden, aşırı yağlı ve şekerli gıdalardan kaçınmalıdır. Çikolata ve baharatlı yiyecekleri yememelidir.
Protein ihtiyacı süt ve süt ürünleri, yumurta ile karşılanmalı, et ve et ürünleri az tüketilmeli, bol sebze ve meyve tüketilmeli, soğan, şalgam, tere, sarımsak bol tüketilmelidir. Haşlama patates yemek faydalıdır. Sabahlan iki bardak beyaz üzüm suyu içilmeli, sabahları menekşe çayı içilmeli, akşamları bitki çayı içmelidir. Bu çaylar kanı temizler.
Cilt temizlenmeli, sabunlu su ile el ve yüzler düzenli bir şekilde yıkanmalıdır. Yağlı cildi olanlar kuruyana kadar yüzlerini çok fazla sabunlamamalıdırlar. Borakslı su ile temizlemelidir. Yüzü kükürtlü sabun ile yıkamak faydalıdır.
Domates suyu gliserin ile karıştırılır, asit borik vazelin ile karıştırılır, pırasa süt ile karıştırılır, marul yapraklarının suyu, nar ve sirke karıştırılır ve bunlardan birisi ile sivilcelerin üzeri yıkanır.
Antibiyotikler ile vitamin almak zorunlu değildir
Biber Hapı makalesidir;
Aslında bugün antibiyotiklerin dahi, gerçek amacı dışında, ateş düşürücü ve hattâ ağrı dindirici olarak yazıldığı ve kullanıldığı bir gerçektir. İşte bu antibiyotiklerle birlikte bir de vitamin hapı almak adeta tıp prensibi haline gelmiştir. Daha 60 yıl evvel, benim genç hekimlik çağımda bir hayal, bir efsane halinde bilinen vitaminlerin bugün bir madde olarak tıp ve tedavi alanına sürülmeleri muhakkak ki büyük bir aşamadır. Her kazanılan yeni şeyde olduğu gibi, bu da bu gün, tam yerinde kullanılmamaktadır. Konuya başlamadan evvel şu ilkeleri belirtmekte yarar görmekteyim:
1- Normal ve çeşitli yapılan bir beslenme ile hiçbir zaman bir vitamin yokluğuna bağlı bir hastalık görülmez.
2- Beslenmede eğitim yetersizliği, tek taraflı beslenmeler, beslenmede fena alışkanlıklar, tüberküloz ve kanser gibi kronik hastalıklar, kişide sindirim asit ve mayalarında ileri derecede azlık veya yokluk, çok ağır işlerde çalışıp da bu çalışmanın gerektirdiği oranda besin maddesi alamama, bulûğ çağı, hamilelik, emziklilik, gibi günlük ihtiyacın arttığı koşullar, ekonomik nedenlere bağlı olmaksızın bazen Hipokarans dediğimiz hafif vitamin eksikliği belirtileri ortaya koyabilir. Birkaç gün gibi çok kısa bir süre; hatta tam bir yetersiz beslenme bahse konu olsa, hiçbir zaman vitamin eksikliği belirtileri görülmez. Vitamin eksikliği belirtisi görülebilmesi için yetersiz beslenmenin uzun süre, hatta aylarca sürmesi gerekir. Vücudumuz bu eksikliği kendi depolarından uzun süre kapatabilir. Vitamin eksikliği belirtisi daima doku bozukluğu şeklinde oluştuğundan bu da az çok uzun bir sürede gelişir.
3- Vitaminler çok hassas maddeler olup ışık, ısı, hava, asit, alkalin gibi ajanlara karşı dayanıksız oldukları gibi, beklemekle de etkileri azalabilir. Bu bakımdandır ki, eczanelerimizde çeşitli şekilde bulunan vitamin ilaçlarında ne miktar vitamin bulunduğu bilinemez. Sebze ve meyvelerde de durum böyledir. Bayatlayan sebze ve meyveler gün geçtikçe vitamin değerlerinden kaybederler. İşte bu nedenledir ki, son zamanlarda vitaminli ampullerüyofilize bir teknikle yapılmaktadırlar. Bu teknikle vitamin aktivitesi daha iyi korunmaktadır.
4- Bildiğime göre, vitaminler memleketimizde ne sentez yolu ile ve ne de sebze ve meyvelerden yapılmakta, Avrupa’dan kristal halinde getirilerek bizde çeşitli ilaç şekillerine sokularak ambalajlanıp piyasaya sürülmektedir. Yani VİTAMİN = DÖVİZ problemi de vardır.
6- Memleketimiz çeşitli besin maddeleri bakımından o kadar zengindir ki, dünyada bu durumda bulunan 7 ülkeden birisi olmakla övünüyoruz. Her şeyin en iyisi, en garantilisi en natüreli bulunduğuna, hiçbir mevsim taze meyve ve sebzemiz eksik olmadığına göre çok nadir haller müstesna, vitamin eksikliği nedeni ile vitaminli ilaçlara hiçbir tıbbi ihtiyaç ve zorunluluk yoktur.
7- Ancak bazı özel hallerde, bir yetersizlik düşüncesine bağlı olmaksızın, vitaminleri diğer farmakolojik özelliklerinden yararlanmak amacı ile bir ilaç gibi kullanmak mümkündür. Meselâ Nevraljiler, Nevritler, (sinir ağrıları ve iltihapları), Sanlıklar, Karaciğer hastalıkları, asit azlığı veya yokluğu olan mide iltihaplarında, uzun süren hastalık nekahetlerinde olduğu gibi.
Aile beslenme eğitimi
Ailede beslenme eğitimi, özellikle çocuk yaşlardaki beslenme alışkanlığı üzerinde en etkili faktördür. Aslında dünyaya gözünü açan bir bebek besin ve besin tad ve çeşnisi hakkında hiçbir bilgiye sahip değildir. Bu, zamanla gelişecek ve eğitim ile yön bulacaktır. Şu halde bebeğin beslenme alışkanlığının yön değişiminde annenin rolü, bilgisi büyüktür. Bebek 5-6 aylık olup da, süte katkı olarak, diğer besinler verilmeye başlandığı zaman, beslenme alışkanlığı eğitimi önem kazanır. Bebek hiç bilmediği bu yeni besinlere karşı bazan bir tepki gösterebilir. Eğer o besin bebeğin beslenmesi bakımından önemli ise, anne o tepkiyi yenmesini bilmelidir. Ekseriya bu tepki kısa sürede kırılır ve bebek bu yeni besine kolaylıkla alışır. Anne bu eğitim görevini yapamadığı zaman ilk fena beslenme alışkanlığının temeli atılmış demektir. Uygulamada da durum böyledir. Anne derhal bebeğine o besini vermekten vaz geçerek, daha iyi beslenmesi amacı ile, yine eski ve bebeğinin severek yediğini sandığı besini vermeye devam eder. Sonuçta bebek bu besinlere karşı bir isteksizlik, hattâ, bir tiksinti duyar. Bu eğitim hatalarını çocuğun 15 yaşına kadar sürdürmek mümkündür. Özellikle bu yaşlarda çocukta, şu veya bu yönde, bir beslenme alışkanlığı belirmekte ve yerleşmekte olduğu gibi, çocukta bir benlik de oluştuğundan, beslenme eğitimi de o oranda zorlaşabilir. Bu olumsuz sonuçta bazan ekonomik yetersizlik, bazan bilgisizlik ve çocuğa karşı aşırı sevgi rol oynar. Bu bakımdan annelere bu konuda önemli görevler düşmektedir. Bu yaşlarda oluşan fena bir beslenme alışkanlığını kişi, sonra, ömrü boyunca çeker. Bebeğin bir mamayı yememesi halinde, derhal yeni ve bebeğin sevdiği bir besin vererek, onun isteğini yerine getirmemelidir. Hattâ bu konuda , anne, duyduğu üzüntüyü bebeğe sezdirmemelidir. Bebeği ikinci mama saatine kadar aç bırakabilmelidir. Bu ara zamanda, çukulata, meyve gibi yiyecekler de yedirilmeyerek, bebeğin daha çok acıkması sağlanmalı ve müteakip mama saatinde yine evvelce yemediği besin verilmelidir. Anne bu fena beslenme alışkanlığı zincirini bir defa kırarsa, zafer annenin, kıramazsa bebeğin olur
VEJETARYENLERİN BESLENMESİ
Biber Hapı Bunlar doğaya uygun beslendiklerine inanırlar. Bu tür beslenmenin de doğru olduğuna inanırlar. Bunların mide ve bağırsak rahatsızlıkları daha azdır. Vejetaryenlerde ortaya çıkan en önemli hastalık kansızlık( anemi)’dir. Demir eksikliğine bağlı bu anemi demir içeren diğer gıdalarla giderilebilir. Bunlar, beyaz peynir, yumurta, bol sebze ve meyve yemelidir. Et ve süt ürünleri hayvansal gıdalar öncelikle protein içerirler.
Vejetaryenler, bilhassa B12 vitaminini eksik alırlar. Hayvansal gıdalarda olan bitkisel gıdalarda olmayan aminoasitleri alamazlar. Bunları almalıdırlar. Vejetaryenlerde trigliserit yükselir, iyi kolesterol azalır, trigliserit / iyi kolesterol oranı artar! Kalp damar hastalıkları riski artar.
ZAYIFLAMA NEDENLERİ
Biraz evvel bildirdiğim zayıflama mekanizmasını işleten her faktör zayıflama nedeni olabilir. Şimdi bunları görelim:
Zayıflama mekanizmasını anlatırken bunu örnek olarak almıştım.
2- YAŞLANMA : Yaşlanma bir çok kişilerde zayıflama nedeni olabilir. A- Erkeklik hormonu, vücudumuzda protein metabolizmasını olumlu yolda etkileyerek yeni kas dokularının oluşumunda büyük görev görür. Yaşlanma ile bu hormonda yetersizlik başlayınca, bu olumlu etki azalacağı için, yeni kas oluşumu da yavaşlar, gecikir. Kişi bu suretle kilo kaybeder. B- Dişsizlik, ya da, takma dişler ile çiğneme işlemi gereği gibi yapılamaz. Bu hal, zamanla midede sindirim suları salgısını azaltır. Şu halde yaşlı kimsenin yediği besinler normal oranda sindirilerek kanına karışamaz. Kişi yeterli beslense bile, zayıflayabilir.
3- ÇEŞİTLİ HORMONLARIN ETKİSİ:
Biraz evvel erkeklik hormonunun etkisini bildirmiştim. Başka bazı hormonların da etkisi vardır:
A- HİPOFİZ HORMONU :
Hipofiz, beynimizin altında ve orta kısımda bulunur. Bunun salgıladığı büyüme hormonu da protein metabolizması üzerinde olumlu etki yaparak, özellikle, kaslarımızın gelişmesini sağlar. Eğer bu hormon salgılanmasında bir yetersizlik olursa kişinin kasları eriyerek zayıflar. Hipofiz hormonu çok çeşitli hormon salgılar. Özellikle Hipofizin ön bölümünün salgıladığı hormonlarda bir yetersizlik olursa SİMOND hastalığı denilen bir hastalık oluşur. Bu durumda, kişi bir deri, bir kemik kalacak şekilde zayıflar.
B- BÖBREK ÜSTÜ HORMONU :
Böbreğimizin üstünde bulunan böbrek üstü bezimizin kabuk kısmının salgıladığı Kortizon dediğimiz hormonun bir türü, proteinlerin şekere dönüşerek enerji tüketiminde harcanmasını kolaylaştırmak suretiyle protein metabolizması üzerinde olumsuz bir etki yapar. Sonuçta kas dokumuzu oluşturacak proteinlerin bir kısmı şekere çevrilerek enerji tüketiminde kullanılır. Kaslar da bu suretle gelişemeyerek kişi zayıflar. ADDİSON hastalığında durum böyledir.
C- ENSÜLİN HORMONU :
Ensülin hormonu vücudumuzda gerektiği kadar salgılanmazsa ŞEKER HASTALIĞI oluşur. Özellikle genç yaşlarda görülen şeker hastalarında yine proteinler şekere dönüşerek enerji tüketiminde harcanır. Kişi de bu suretle zayıflar. Bir çok genç şeker hastalan doktora : “İştiham iyi, çok iyi yiyorum, Fakat yine de zayıflıyorum”, diyerek gelirler. İdrarları ile fazla şeker kaybetmeleri zayıflamalarını daha da artırır.
D- TİROİT HORMONU : Bazı hallerde Tiroit hormonu gerektiğinden fazla salgılanır. Bu hasta kişi 2 şekilde zayıflar: 1- Kişinin temel metabolizması yükselir. Günlük kalori ihtiyacı çok artar. Vücut sanki bir harcama, bir tüketim makinesidir. Kişi bu artan ihtiyacı karşılayamazsa zayıflar. 2- Tiroit hormonu proteinlerin harap olma oranını artırır. Bu zaman da kaslar eriyerek hasta zayıflar.
4- MÜZMİN HASTALIKLAR:
Verem, Sıtma, Romatoit Artritis gibi hastalıklar iştihayı azaltarak hastanın beslenmesine engel olur, ayrıca, uzun süre ateş yapmaları nedeni ile temel metabolizmayı yükselterek kişinin kalori ve besin ihtiyacını artırırlar. Kişi bunu karşılayamazsa, zayıflar.
5- KALP HASTALIKLARI:
Çeşitli kalp hastalıkları kişinin iştihasını azalttığı, besinlerin sindirim ve kana karışma oranını düşürdüğü ve kanın dokulara pompalama gücü de zayıfladığı için dokuların gereği kadar beslenmesi mümkün olmaz ve hastalar zayıflar.
6- YEMEK BORUSU DARLIKLARI:
Boğazımızdan midemize inen yemek borusunda darlıklar olursa, kişi, beslenmesi güçleşeceği için zayıflar.
7- MİDE GEÇİDİNDEKİ DARLIK :
Oniki parmak barsağımızda oluşan ülser hastalığı vaktinde tedavi edilmezse mide ile bu barsak arasında bulunan geçidi, sindirilmiş besinlerin barsağa geçişlerini engelleyecek kadar, daraltır. Bu durumda hasta sürekli yediğini kusar ve zayıflar.
8- BESİNLERİN SİNDİRİM VE KANA KARIŞMA ORANİNİ AZALTAN
FAKTÖRLER : Bunların en önemlileri şunlardır : A- Kişinin aslında ihtiyacın
dan az besin alması, yani aç kalması, B- Midenin büyük bir kısmının ameliyatla
alınması, C- Bir hastalık nedeni ile mide ile barsak arasına ameliyatla başka bir
geçit açılması, D- Mide ve oniki parmak barsağında normalde bulunması gereken sindirim suları salgısının azalması, ya da, tamamiyle yok olması, E- Anasafra yolunun tıkanması nedeni ile safranın sindirim sırasında barsağa akmaması, F- Uzun süren ince ve kalın barsaktaki ishalli hastalıklar, G- Troit bezinin hiç hormon salgılamaması sonucu oluşan MİKZÖDEM hastalığı da zayıflamaların nedenidirler.
9- ALKOLİZM :
İçkinin ilk etkisi sindirim sularının salgılanmasını artırarak kişinin iştihasını açar, çok yedirir ve şişmanlatır. Fakat içki zamanla müzmin bir gastrit yapar. Bu durumda sindirim suları azalır, kişi hazımsızlık, istihasızlıktan yakınır. Yemesi çok azalmıştır. Hasta artık içki ile dostluğu çok ilerlettiği için onu bırakamaz hale gelmiştir. Yalnız içer, fakat besin alamaz. Sindirim suları da azaldığı için besinlerin sindirim ve kana karışma oranı da düşmüştür. Sonuç zayıflamadır. Alkol, bundan başka, kaslarımıza gelen sinirde de doku bozukluğu yapar. İyi beslenemeyen kaslar da erir. Bu suretle kilo verme çabuklaşır.
10- BÖBREK İLTİHAPLARI:
Eskimiş böbrek iltihaplarında da hasta iştihasızdır. Yiyemez, kusmalar da varsa zayıflama çabuklaşır.
11- RUHİ SIKINTI VE BUNALIMLAR :
Bu hal daha çok genç kızlarda görülür. Üzüntüler iştihayı keserek beslenmeye engel olur ve zayıflatır. Saçları bile döker.
Görülüyor ki, zayıflama o kadar yalın kat bir sağlık sorunu değil, bir çok nedenle oluşan karışık bir sağlık problemidir. Zayıf kişinin beslenme yöntemi bir çeşit tedavi niteliği taşır. Başarıya ulaşmak için herşeyden evvel zayıflığı oluşturan gerçek nedenin anlaşılması, kişinin beslenme ve tedavi yönteminin bu tarafa yöneltilmesi gerekir. Birçok zaman kişinin yediği günlük besin miktarını artırmak, problemi çözmeye yetmez. Biz burada çeşitli hormon yetersizliği, dengesizlikleri ile oluşan, her biri bir organ hastalığı olan, zayıflıklardan ziyade, günlük yaşantımızda çok sık rastladığımız, ya az, yetersiz ve dengesiz beslenen ya da yediği besinleri tam sindiremeyerek, normal oranda kanına karıştıra-mayarak zayıflatan kişilerin beslenmelerini anlatacağız.
1- Biraz evvel gördük ki zayıflama olayında yağlarla birlikte ana yapısı protein olan kaslarımızın proteinlerinin harap olmasının büyük payı vardır. Biz hekimlikte buna OLUMSUZ PROTEİN BİLANÇOSU diyoruz. Şu halde kişinin şişmanlaması için protein bilançosunu olumlu hale getirmek gerekir. Genel olarak vücutta yıkılış,harap oluş şeklinde gelişen olaylara KATABOLİZMA, yapılış, var oluş şeklinde meydana gelen duruma ANABOLİZMA deriz. Bu, yeni doku ve kas oluşmalarının başka bir anlatım şeklidir. Şu halde zayıf kişinin vücudunda gelişen Katabolizma olaylarını, Anabolizma olaylarına dönüştürmek lazımdır. Vücutta bu dönüşümü sağlayan ilaçlara da ANABOLİZAN ilaçlar deriz. Erkek hormonunun Anabolizan nitelikte bulunduğunu, yetersizliğinde de Katabolizma olaylarının görüleceğini anlatmıştım. İşte bu hormondan yararlanma düşünülmüş ve etkileri azaltılarak yapılan ilaçlar bu amaçla başarı ile kullanılmıştır. Son yıllarda hormon niteliğinde olmayan ve aynı etkiyi sağlayan ilaçlar da yapılmıştır. Bunlar ya hap şeklinde ağızdan alınır, ya da, 15 veya 30 gün ara ile iğne şeklinde kalçadan yapılır. Ancak genç kız ve kadınlarda ses kalınlaşması, vücutta fazla tüylenme gibi yan etkileri görülebileceği için erkekler ve 45 yaşından sonraki kadınlarda uygulanabilir. Bundan başka bu ilaçların etki yapabilmesi için bir koşul daha var. Kişinin yiyecekleri ile günlük hayvansal ve bitkisel proteinini yeterli miktarda alması ve bu proteinli besinlerin sindirim ve kana karışma oranlarının normal düzeyde olmaları gerekir. Bu ilaçların görevi vücutta bir yapı oluşturmaktır. Bu yapının malzemesi proteinlerdir. Vücutta yeter miktarda protein yapı malzemesi bulunmazsa bu ilaçlardan da bir yarar beklenemez.
2- Kişiye eksik sindirimini tamamlayıcı, kana karışma oranını yükseltici ilaçlar verilmelidir. Bunlar sindirim enzimleridir. Bu ilaçlar 4 veya 6 ay süre ile yemekler arasında alınır. Sindirimi tamamlanan kişinin istinası da açılır. Daha çok yer, bu suretle kilo almaya başlar.
Kişinin istinasını açmak için alierji hastalıklarının tedavisinde kullandığımız ve ANTİHİSTAMİNİK adını verdiğimiz ilaçlar da yararlı olabilir.
3- Çoğu zaman zayıflığın nedeni çeşitli vitaminlerin eksikliği de olabilir. Bu amaçla kişiye birçok vitaminleri bir arada ihtiva eden iğnelerden 20 gün kadar yapılır, sonra ağızdan da verilebilir. Eğer kişideki sindirim suları azlığının nedeni vitaminsizlikler ise, bu tedavi de yapılmış olacağı için kişide normal ve tabii sindirim suyu salgısı da sağlanmış olur.
Kişinin yetersiz beslenmesi düzenlenir. Herhangi bir kişinin beslenmesinin düzenlenmesinde ideal kilosu dediğimiz, bulunması lazım gelen kilo beden ağırlığı temel olarak alınır. Mesela orta yapıda 1.70 metre boyundaki bir kişinin ideal ağırlığı 68 kilodur. Kişi şişman da olsa, zayıf da olsa günlük kalori ve protein ihtiyacı daima 68 kilo üzerinden hesap edilir. Şimdi bu yapıda ve 68 kilo gelmesi gereken bir kişinin 50 kilo geldiğini kabul edelim.
Zayıflık, zayıflamada beslenme
Biber Hapı Zayıflama insan vücudunu oluşturan yağ ve kas dokularının erimesi ve azalması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Yağ ve kas dokuları, besinlerle vücudumuza giren proteinler ile günlük ihtiyacımızdan fazla olarak aldığımız enerji ve kalori veren şeker ve yağlardan oluşur. O halde besinlerle gelen kalori ve proteinler günlük tüketim ihtiyacımızdan az ise, o zaman vücut sırası ile, evvelâ kendi şekerlerini, sonra yağlarını, en sonra da kas proteinlerini enerji tüketiminde harcayarak zayıflamaya, kilo kaybetmeye başlar. İşte zayıflatıcı mekanizmanın ana yolu budur.
Vücudumuzun şeker deposu karaciğerimiz ile kaslarımızdır. Şeker buralarda nişasta şeklinde depolanır. Kanımızda da her an enerjiye dönüşmeye hazır % 0,100 gram oranında şeker vardır. Ortalama 5 kilo kanımız bulunduğuna göre, 5 gram şeker de kanımızda var demektir. Hiç yiyecek yemediğimizi farz edersek, kanımız, karaciğerimiz ve kaslarımızdaki bu şeker bizi ancak 24 saat idare edebilir. 24 saat sonra sıra vücudumuzda derimizin altında, dokularımızın arasında bulunan yağların eriyerek enerjiye dönüşmesine gelir. İşte ilk zayıflama da bu şekilde başlar. Yağ dokusu da bittikten sonra sıra kaslarımızı oluşturan proteinlere gelir. Proteinler de enerjiye dönüştükçe kaslarımız da eriyerek zayıflama çok ileri bir hal alır. Şu halde hiç bir yiyecek yemeyen kişide zayıflama çok çabuk oluşur. Kişi, yetersiz olmakla beraber, az çok bir şeyler yerse, zayıflama da o oranda daha yavaş oluşur.
1 Haziran 2012 Cuma
Sevda hanım ve biber hapı
